Dijital fizyoterapi, ayak bileği ameliyatı sonrası yüz yüze tedaviyle benzer sonuç verip daha maliyet-etkin olabilir. Uzaktan takip ve veri temelli planlamayı keşfedin.
Dijital Fizyoterapiyle Ameliyat Sonrası Rehabilitasyon
Bir gerçeği kabul edelim: Rehabilitasyon çoğu hastada “ameliyat bitti, gerisi zamanla olur” diye ertelenen kısım. Oysa özellikle ayak bileği gibi yük taşıyan bir eklemde, cerrahinin başarısını belirleyen şeyin önemli bir bölümü ameliyat sonrası doğru egzersiz ve takip. Üstelik bu takip çoğu zaman ulaşım, randevu yoğunluğu, fizyoterapist erişimi ve iş gücü kaybı gibi sebeplerle aksıyor.
18.12.2025’te yayımlanan güçlü bir klinik çalışma, tam bu noktaya net bir cevap veriyor: Kronik ayak bileği instabilitesi (CAI) nedeniyle Modifiye Broström ameliyatı geçiren hastalarda, dijital fizyoterapi tabanlı, kişiye özel ayak bileği egzersiz programı, yüz yüze fizyoterapiye göre klinik olarak geri kalmıyor ve daha maliyet-etkin görünüyor. Sağlık sektöründe yapay zekâ ve dijital sağlık konuşurken, “uzaktan takip” başlığının gerçek dünyada neye benzediğini görmek için iyi bir örnek.
Çalışma bize ne söylüyor? (Net mesaj: Sonuçlar eşdeğer, maliyet daha düşük)
Bu araştırma, Şanghay’da üçüncü basamak bir travma merkezinde 84 hastayla yürütülen, değerlendiricinin körlendiği bir randomize kontrollü non-inferiority (geri kalmama) çalışması. Hastalar iki kola ayrılıyor:
- Dijital eğitim (DT) grubu (n=42): 12 hafta boyunca, akıllı telefon uygulaması üzerinden kişiye özel ayak bileği odaklı fizyoterapi (PAST) programı; haftalık canlı görüntülü görüşmeler; otomatik hatırlatmalar; uyum (adherence) takibi.
- Yüz yüze fizyoterapi grubu (n=42): 12 hafta boyunca haftada 3–4 kez poliklinikte standart fizyoterapi.
Ara değerlendirme 12. haftada, ana takip ise 24. haftada yapılıyor.
Araştırmanın “sert” mesajı şu: Dijital program, günlük yaşam ve spor fonksiyonlarında yüz yüze fizyoterapiden geri kalmıyor.
Primer sonuçlar: FAAM skorlarında geri kalmama sağlandı
Hastaların fonksiyonunu ölçmek için iki alt ölçek kullanılıyor:
- FAAM-ADL: Günlük yaşam aktiviteleri
- FAAM-S: Spor aktiviteleri
- haftada gruplar arasındaki düzelme farkları neredeyse sıfır:
- FAAM-ADL farkı: 0,36 (95% GA: −1,01 ile 1,72)
- FAAM-S farkı: 1,67 (95% GA: −0,61 ile 3,96)
Bu farklar, çalışmanın önceden belirlediği geri kalmama sınırlarının (ADL için 8, spor için 9 puan) içinde kaldığı için dijital rehabilitasyonun klinik olarak geri kalmadığı kabul ediliyor.
“Dijital rehabilitasyonun iyi olması için mucize gerekmiyor; düzenli takip, kişiselleştirme ve uyum yönetimi yeterli.”
Sekonder sonuçlar: Denge ve fonksiyon testlerinde anlamlı fark yok
Denge (time-in-balance, star excursion balance), hareket açıklığı (dorsifleksiyon), zıplama testleri (side-hop, figure-8 hop) gibi performans ölçümlerinde genel olarak anlamlı grup farkı yok. Bazı testlerde yüz yüze grubun erken dönemde küçük avantajları görülse de 24. haftaya gelindiğinde farklar klinik açıdan belirleyici bir ayrışmaya dönüşmüyor.
Dijital fizyoterapi “neden” işe yarıyor? (Teknoloji değil, süreç tasarımı)
Dijital sağlık projeleri genelde yanlış bir yerden tartışılıyor: “Uygulama var mı?” Asıl soru şu: Uygulama, davranışı değiştiriyor mu? Bu çalışmada dijital yaklaşımın etkisini güçlendiren birkaç kritik süreç bileşeni var.
1) Kişiye özel plan + düzenli revizyon
Dijital grupta egzersizler “genel liste” değil; fizyoterapist tarafından kişinin toleransına ve ihtiyacına göre planlanıyor ve haftalık görüşmelerle güncelleniyor. Yani model, “videolu egzersiz arşivi” değil; uzaktan klinik hizmet.
2) Uyum (adherence) yönetimi: hatırlatma + alarm mekanizması
Uygulama, seans kaçırıldığında otomatik hatırlatma gönderiyor; devam eden kaçırmalarda fizyoterapiste bildirim gidiyor. Bu, dijital sağlıkta çoğu zaman gözden kaçan ama başarıyı belirleyen nokta:
- Egzersiz programı iyi olabilir.
- Hasta yapmıyorsa, sonuç yok.
Bu çalışma iki grupta da uyumun çok yüksek olduğunu bildiriyor (yaklaşık %95+). Dijital grubun haftalık seans ortalaması 3,8, yüz yüze grubun 3,6.
3) Ölçeklenebilir uzman erişimi
Çalışmanın arka planında önemli bir gerçek var: Bazı bölgelerde uzman fizyoterapi kaynağı sınırlı. Türkiye’de de benzer bir tabloyu farklı şekillerde görüyoruz: büyük şehirlerde yoğunluk, Anadolu’da erişim, özel merkezlerde maliyet, kamu tarafında randevu gecikmeleri.
Dijital fizyoterapi burada “yüz yüzenin yerine geçsin” iddiasından ziyade şunu sağlar:
- Klinik kaliteyi standardize etme
- Uzmanı uzaktan erişilebilir kılma
- Takibi ölçülebilir hale getirme
Maliyet-etkinlik: Evden rehabilitasyon nereden tasarruf ettiriyor?
Çalışmada 24 haftalık toplam maliyet karşılaştırması yapılıyor:
- DT grubu ortalama maliyet: 53.551 CNY
- Yüz yüze grup ortalama maliyet: 59.372 CNY
Aradaki fark istatistiksel olarak sınırda olsa da yön net: dijital grup daha düşük maliyetli.
Tasarrufun geldiği kalemler daha da öğretici:
- Fizyoterapist maliyeti: dijital grupta daha düşük
- Birinci basamak ve ikincil bakım maliyetleri: daha düşük
- İlaç maliyeti: daha düşük
- Ulaşım maliyeti: daha düşük
Bu tablo, Türkiye’de dijital sağlık projelerini değerlendirirken kullanılabilecek pratik bir kontrol listesi verir:
- Ulaşım ve zaman kaybını azaltıyor mu?
- “Gereksiz” sağlık başvurularını düşürüyor mu?
- Program uyumunu ölçüp artırabiliyor mu?
- Aynı klinik sonucu daha düşük maliyetle sağlayabiliyor mu?
Yapay zekâ ve dijital sağlık açısından asıl fırsat nerede?
Bu çalışma doğrudan “yapay zekâ modeli” anlatmıyor; ama yapay zekâya giden veri hattını çok net tarif ediyor: egzersiz tamamlama oranı, ağrı bildirimleri, performans trendi, seans süreleri, geri bildirim döngüleri.
Bugün (2025 sonu itibarıyla) dijital fizyoterapinin en gerçekçi yapay zekâ kullanım alanları şunlar:
1) Risk skorlama: “Bu hasta kopmak üzere” uyarısı
Uygulama verileriyle (kaçırılan seanslar, artan ağrı bildirimleri, düşen performans) bir model, klinik ekibe şu sinyali verebilir:
- “Bu hasta 7 gün içinde programdan tamamen kopabilir.”
- “Ağrı paterni komplikasyon açısından değerlendirilmelidir.”
Bu, klinisyenin yerini almak değil; klinik zamanı doğru yere yönlendirmek.
2) Kişiselleştirme motoru: doğru egzersizi doğru zamanda önerme
Rehabilitasyonda en sık hata, ilerleme hızının yanlış ayarlanmasıdır:
- Erken yükleme → ağrı/ödem artar, hasta soğur.
- Fazla temkin → fonksiyon geç gelir, motivasyon düşer.
Veriyle beslenen karar destek, fizyoterapiste “şu parametreler iyi gidiyor, ilerletilebilir” veya “burayı stabilize etmeden ilerleme” gibi öneri üretebilir.
3) Standart kalite göstergeleri
Dijital programlar, sağlık yöneticileri için de net KPI’lar üretir:
- Program uyum oranı
- Ortalama haftalık seans
- 12 ve 24 hafta fonksiyon kazanımı
- Ulaşım/ziyaret kaynaklı maliyet azalması
“Ölçemediğini iyileştiremezsin” sözü rehabilitasyonda fazlasıyla geçerli.
Hastane ve klinikler için uygulama rehberi: Dijital rehabilitasyon nasıl konumlanmalı?
Dijital fizyoterapiyi sahaya koyarken en çok yapılan hata, bunu “uygulama satın almak” sanmak. Aslında bir hizmet tasarımı.
Minimum uygulanabilir model (MVP)
Bir ortopedi/rehabilitasyon ekibi için başlangıç paketi şöyle kurgulanabilir:
- Hasta seçimi: teknolojiye erişimi olan, komplikasyon riski yönetilebilir, ev egzersizine uygun profil
- Klinik protokol: 12 haftalık fazlara ayrılmış hedefler (ağrı/ödem kontrolü → ROM → kuvvet → denge → fonksiyon)
- Haftalık senkron temas: 15–20 dakikalık görüntülü kontrol (tek seans bile fark yaratır)
- Uyum otomasyonu: hatırlatma + kaçırma eşikleri + klinik alarm
- Sonuç ölçümü: en azından hasta bildirimli fonksiyon ölçeği + basit performans testi
“Yüz yüze mi dijital mi?” ikiliği yanlış
Benim durduğum yer net: Sağlık hizmetinde iyi tasarlanmış bir hibrit model, çoğu zaman en mantıklısı.
- Erken dönemde (özellikle ilk değerlendirmeler ve riskli hastalar) yüz yüze ağırlık
- Devamında dijital takip + hedefli yüz yüze seanslar
Bu yaklaşım, hem klinik güvenliği korur hem de kapasiteyi artırır.
Son söz: Dijital fizyoterapi, “konfor” değil kapasite stratejisidir
Bu çalışma, ameliyat sonrası dijital rehabilitasyon yaklaşımının yalnızca pratik bir kolaylık olmadığını gösteriyor: doğru tasarlandığında klinik sonuçlar korunuyor, maliyetlerde ise anlamlı bir düşüş potansiyeli doğuyor. Sağlık sektöründe yapay zekâ ve dijital sağlık konuşurken, en değerli projeler genelde şuradan çıkar: günlük iş yükünü azaltırken kaliteyi standardize eden, hastayı evinde takip edebilen çözümler.
Eğer bir sağlık kurumu, klinik veya dijital sağlık girişimiyseniz, kendinize şu soruyu sorun: Rehabilitasyonda en büyük darboğazımız egzersiz içeriği mi, yoksa hastanın programda kalmasını sağlayacak takip sistemi mi?
Bu sorunun cevabı, 2026’ya girerken dijital fizyoterapi yatırımlarınızın da yönünü belirler.